Tel: +90 541 897 1234 | Destek MSN: bilgi@erzincan24.com
Yazılım - Görsel Tasarım: BG Medya
![]() İhsan ÜNLÜ ihsan66@gmail.com |
Empati! İlk bakışta ne kadar basit ve bir o kadar da sihirli bir sözcük. ‘Kendisini karşısındakinin yerine koyarak meseleye bakmak’ anlamında kullanılan bu sihirli sözcüğü hayata geçirmek ise o kadar kolay olmasa gerek.
Meşhur Mecnun hikayesini bilirsiniz. Leyla’nın aşk ateşiyle yanıp tutuşan Mecnun, padişahın huzuruna çağrılır. Daha sonra Leyla da huzura girer. Bu arada Leyla’yı gören padişah dayanamayıp Mecnun’a; ‘Bu mu senin uğruna kendini helak ettiğin Leyla’ diye çıkışır. Bunun üzerine Mecnun: ‘Padişahım o sizin gördüğünüz Leyla. Benim gözümle bakarsanız ancak beni anlarsınız’ der.
Millet olarak meselelerin çözümünde böyle bir empati sorunu yaşadığımız açık. Fert ve toplum olarak kendimizi ‘öteki’nin yerine koymadan hareket etme, problemleri daha karmaşık bir hale getiriyor. Meselelere hep kendi zaviyemizden ‘tek doğrucu’ bir yaklaşımla bakmamız, hayatı körler sağırlar diyaloguna çeviriyor. Toptancı ve önyargılı bakış açısı meseleyi iyice kördüğüm haline getiriyor.
Yüzyıllar boyu ‘öteki’ olarak görülen Alevi toplumu, bu sakat yaklaşım ve iletişimsizlik yüzünden kendi kabuğuna çekilmek zorunda bırakılmıştır. Yıllar boyu, ‘kestiği yenmez’, ‘kız alınıp kız verilmez’, ‘namaz-abdest bilmez’ yargılarıyla tecrit edilen bu insanlar küstürülmüştür. Bugün hala insanlar birbirine kuşkuyla bakıyorlarsa, bunda bu türden yaklaşımların bıraktığı izlerin payı büyüktür.
Halbuki hepimizin ortak Kitabı olan Yüce Kur’an toptancılığı reddeder. Tam tersine çok sesliliği salık verir. Kur’an’a göre, birinin hatası yüzünden bir başkası yargılanamaz.(Enam, 164) Bir toplumda birkaç kişinin hatası, o toplumun tümünü zan altında bulundurmayı gerektirmez. Hilkat kanununa göre farklılık çok doğaldır. İnsanlar, aynı tornadan çıkmış tek tip mekanik varlıklar değildir. Farklı düşünme, ayrı hareket etme olabilir ancak bu durum, ötekileştirme malzemesi haline getirilirse tehlike baş gösterir.
Neyse ki bugün geldiğimiz nokta, yeterli olmasa da sevindiricidir. Empatik düşünmenin biraz daha öne çıkmaya başladığı günleri yaşıyoruz. ‘Herkesi olduğu konumda kabul etmek’, ‘tanımlamak yerine tanımak’, ‘ötekileştirmek yerine ortak noktaları öne çıkarmak’ gibi en azından kulağa hoş gelen söylemleri sıkça duymaya başladık. Daha düne kadar ağza alınamayan konuların, bugün açık seçik tartışılıyor olması bile ümitlenmemiz için yeter sebep değil midir?
Bugün devletimizin geldiği nokta da son derece sevindiricidir. Yapılan açılımlar ve çalıştaylarla en azından toplumun mağdur olan önemli bir kesimi ciddiye alınmakta ve çözüm önerileri tartışılmaktadır. Ancak şu da bir gerçektir; özgürlükler birbirimizin elindedir. Birbirimizin haklarına ne kadar saygılı davranırsak, haklarımıza kavuşmamız o kadar erken olacaktır. Bugün Alevilerin sorunlarına sahip çıkan Sünniler, yarın kendi sorunlarının çözümünde Alevileri yanlarında görme hakkını elde edeceklerdir.
Bir yazarımızın ifadesiyle; Aleviler Sünnilerin, Sünniler Alevlerin; Türkler Kürtlerin, Kürtler Türklerin; Başı örtülüler başı açıkların, başı açıklar başı örtülülerin haklarını savunmadığı sürece gerçek bir demokrasiden söz edemeyiz. Bu ülkede aslında ne Alevilerin Sünnilerle, ne de Sünnilerin Alevilerle problemi vardır. Temel sorun, tek tipçi ve antidemokratik sistemin kendisidir.
Sistem bu hantal yapısıyla kendisini ayakta tutabilmek için sürekli düşman üretmiştir. Sun’i gündem ve ayrıştırmalarla ülke insanı birbirine düşürülmeye çalışılmıştır. Çeşitli sebeplerle her iki kesimden bazıları bu oyuna alet olarak karanlık senaryolar gerçekleştirilmiştir. Aynı dinin mensupları farklı kamplara çekilerek aralarına geçilmez setler konulmuştur.
Kaldı ki Ehl-i Tevhid olan her iki kesimin kardeşliği ve birlikteliği esas alan yüzlerce ortak değeri vardır. Aziz Baba bu durumu mısralarında çok güzel ifade eder:
Kızılbaş ne demek? Sünni ne demek?
Tâ ezelden birdir yolumuz bizim.
Ehl-i diller bunu iyi bilirler
Şefaat kânıdır ulumuz bizim.
Bir mütefekkirimizin ifadesiyle; Sünni ve Alevi kesimin, manasız ve hiçbir anlamı olmayan kuru çekişmeleri bırakmaları gerekir. Aksi takdirde bu durumdan nemalanan istismarcılar, bizi birbirimize düşürüp kendi hükümranlıklarını sürdürecektir. Şairin ifadesiyle; “Yeter artık! Bitmeli bu ayrılık, bu nifak/ Uyanmazsak daha biz, uyandırır uşak!”
Neticede bu oyunların bozulması her iki kesimin birbirine empatik yaklaşımından geçmektedir. Sünni kesimin, sistem arızası nedeniyle kendi başına gelenlerin, Alevi kesimin başına da benzer nedenlerden dolayı geldiğini bilmesi gerekir. İnancı yüzünden mağduriyetler yaşayan Sünni kesim, sırf bu yüzden yüzyıllardır mağduriyet yaşayan Alevi toplumunu anlamak zorundadır. Kahir ekseriyetinin İslam’ın farklı bir yorumu olarak gördüğü Aleviliği yaşamaya çalışan Ehl-i Beyt muhiplerini hoşgörüyle karşılayıp taleplerine yardımcı olmalıdır.
‘Alevilik, Hz. Ali’yi sevmekse ben de Aleviyim’, ‘Ben Ehl-i Beyt’i daha çok severim’, ‘Camiye gelmezlerse işim olmaz’ gibi ucuz yollu laflarla bir yere varılamayacağını artık görmek lazım. Bugünün şartlarında artık realiteyi görüp ona göre hareket etmek gerekiyor. Bırakın insanlar kendilerini nasıl tanımlıyorsa öyle olsun. Yine inanç merkezi olarak nereyi arzu ediyor, nerede huzuru buluyorsa orayı seçsin. Bu tür mekanları birbirinin alternatifi görmedikçe ve birbirimizi ötekileştirmediğimiz sürece sorun olmayacaktır.
Empati yapmak istiyorsak kulaktan dolma afaki bilgilerle hareket etmek yerine bizzat görüp yaşayarak analiz etmekte fayda vardır. Daha önce hiç cemevine gitmemiş, hiçbir Alevi Dedesiyle karşılaşmamış birçok arkadaşımın oraya gidip bir cem törenine katıldıktan sonra kanaatlerinde çok büyük değişiklik olduğunu bizzat yaşadım. Bugün en aleni zikir meclislerinin cemevleri olduğunu söylersem herhalde abartmış olmam. Ne ki bugün buralarda yaşanan noktaya gelinebilmek için çok büyük mücadeleler verilmiştir.
Şu an yaşanan ise bir meşruiyet sorunudur. Her iki kesimin özellikle sufi geleneği yaşatabilmesi için yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Aslında aynı kaynağa yönelen farklı damarlar olan kesimlerin empatiden başka çıkar yolu yoktur. Empatiyle birbirini anlayan zümreler birbirine destek olup engelleri hep birlikte aşacaktır.
Yazımıza Aşık Veysel’imizin dizeleriyle son verelim:
Yezid nedir, ne Kızılbaş?
Değil miyiz hep bir kardaş?
Bizi yakar bizim ataş
Söndürmektir tek çaresi.
